• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Aynamdaki Şiirler

Dr.Salim Çelebi

Site Menüsü
Site Haritası
Takvim

KURŞUN KAPLI TABUTLAR

Çığlık!

Bir çığlık

bir çığlık daha.

Çığlıklar çığ gibi mavi soluyan sokaklarda.

Her yan

büyüleyici, garip, parlak bir ışık;

alışık olmadığımız bir gökyüzü!

Gece kayıp

ve  kayıp gecede yaşıyoruz acayip bir gündüzü!

Ay da mavi

mavi mavi akıyor Pripyat!

Aydan mı

Aya kadar yayılandan mı?

 

Çoluk çocuk, genç, yaşlı

herkes sokakta;

bıçak açmıyor ağızları.

Diz boyu fısıltılar,

fısıldayanları fısıltıyla uyarıyorlar:

“Bağırma,

iş açarsın başına:

Sakın güvenme karşına çıkan her yoldaşına!”

 

Şaşkınlıkla,

“Hey, gel gör!” dedi yaşlı bir yoldaş.

“Bu, ‘Gayger.’

Kilise Çanı gibi tane tane öter.

Yani, tabanca sesi.

Yani;

      tak,

         tak,

            tak.

Boru sesi çıkarıyor

                            bak:

Kesintisiz,ürkütücü ve kararlı!

Şefim söylemişti:

Böyle boru sesi

radyasyon belirtisi

ve vücudumuz için çok, ama çok zararlı!”

 

Bir kadın.

Elli beş atmışında:

Sırtında mont, ağzında sigara;

usulcacık yaklaştı konuşanlara.

“Ben de bakayım veriver;

umarım bozuktur kahrolası bu ‘Gayger’!..”

 

Bir başkası:

“Galiba uçmuş Santral!

Baksana,

bunca adam  boşuna mı koşuşturuyorlar?

Bozuk değil Gayger:

‘Sezyum’ kaçağı var,

                              radyoaktif kaçağı sadece o anlar.

Ben santralden emekliyim.

Galiba ihtiyaçları var

ben de oraya gitmeliyim.”

 

Kararlı ve tok bir sesle uyarılıyoruz:“Sesli düşünmeyin!”

Koro halinde geriliyor,

uyaranı çok iyi anlıyoruz!..

 

Dili,dini ve kökeni farklı ey dünya halkları;

duyun ve bilin

dilimizdeki anlamının “acı veren!” olduğunu Çernobil’in.

Acıyı yaşatan,

gelecek yaşantıları acıyla kuşatan atom kasabamız: Pripyat!

Şu anda ne hayat var orda

ne de yaşayanları hayatta tutabilecek takat.

 

Gün ağardı.

Santral ve yakın çevresi,

çoğu koşuşturan 

                      maskeli insan seli.

Doğru dürüst

kimse bilmiyor sarsıntı sonrası olup biteni.

Umutsuzca harcanan zaman

                                      getirebilecek mi yiteni?

“Resmiyet”

teslimiyet içerisinde:

“Evlerinize gidin, dışarı çıkmayın!” diyor sık sık anonslar.

Söylentiye göre

bir çok yerde ölü bulunmuş yarasalar.

Ölü yarasa,

hayra yorulmaz bizim burada!

 

Susmayan ambulans sirenleri

kaygılandırıyor

umutsuzca yakınını bekleyenleri.

Her köşe başında kolu var istihbaratın:

Katlanıyor kaygılar,

sımsıkı denetleniyor

                         giriş ve çıkışları Pripyat’ın.

Gün boyu engellendi

kendiliğinden kenti terk etmek isteyenler

ve otuz altı saat sonra dillendi devlet!

Dedi ki: “Hazırlanın ey Millet,

taşınacaksınız üç gün sonra.”

hem üç gün sonra

                         hem de çok uzaklara;

bilinmeyen uzaklara!..

 

Kardeşlerim,

ülkem dışındaki çevre dostu kardeşlerim;

biliyorum

inanası gelmiyor insanın,

                                   ama inanın

sizler bizim tek umudumuzdunuz.

Çernobil’de olup biteni ve çığlığımızı

sessiz bir on sekiz gün sonra duydunuz!

Koparıldık

              anılarımızdan,

                              aşklarımızdan

                                          ve çocukluklarımızdan!

Kimimiz dünyamızdan koparıldık

kimimiz için dünya artık bir zindan!

 

Tanı: “ Akut Radyasyon.”

Yer: Kiev.

Dördüncü  bloktan kurtulan tek insan Yuri Kornoev

                                                               son uçağa yetiştiriliyor.

Çoğu inleyen, bazılarının yüzleri haşlak;

öğürerek kusan

                     yüzlerce insan

                                       dolu uçak!

Dört yıl sonra Kornoev kısık ve alçak bir sesle:

“Dört no’lu bloktaydım,

huzursuzdu içim;

bilmiyorum

ya oturuyordum ya da ayaktaydım!

Bin tonluk çatı

                  bir fişek gibi gökyüzüne fırladı!

Büyüleyici ve mavi bir ışık kapladı semayı,

bırakın olanları anlamayı;

                                  şoktaydım, şokta!

Saatler sonra sakinleşti yangın.

Otuz ayrı yerde otuz ayrı mum yanıyordu

ve otuz gece çalışanı boşuna aranıyordu!”diyebilecekti

ve gülerek ekleyecekti:

“Uyutmuşlar Pripyat’ta,

sigara  ve bira istemişim uyanınca!”

 

İzinliydi o gece İtfaiyeci Khmel.

“Çatı uçtu,

             çabuk gel!”

telefonuyla fırladı sokağa.

Gökteki bir uçak,

pike yapıp çatıya çakılacak

                                        olsa

hiçbir şey olmazdı santrala;

herkes gibi Khmel de inanmıştı 

santral için anlatılan bu masala!

İki-beş vardiyasında,

en üst düzeyde ölümcül radyasyona

                                                 maruz kalan Khmel’ de

“Akut Radyasyon!” tanısıyla gönderildi Moskova’ya.

O anı

ve yaşananı

şöyle anlatır Khmel:

“Bakınca aynaya,

                        ağladım tel tel dökülen bıyıklarıma;

yazık olmuştu

herkesin parmağıyla gösterdiği bodyguarda!”

                                                                                                                             

Anatoly İvanchenko’da görevliydi bir başka blokta

ve“dost” glasnosttan önce

                                1982’de tanık olmuştu bir kazaya.

İsveç,

      Norveç,

              Finlandiya;

kaza için kaygılı sorular yöneltmişti Moskova’ya.

Oysa       

dev bir fil di Sovyetler!

Sorulan tüm soruları göz ardı etti

ve bunları anımsayan İvanchenko’ da:

“Evde kal ve her deliği kapat!”diye karısına telefon etti.

Sabah

gün ışıyınca vardı olup bitenin farkına.

Pusetli genç bir anne

çok yaklaşmıştı ki çocuk parkına;

“Çabuk, çabuk git evine!” diye bağırdı kadına.

Pusetli kadın,

               yürüdü birkaç adım

ve “Kahrolası, bağırma!”

                      diye yanıtladı İvanchenkovu.

 

Mary ve Grigory Smeyan;

unutmak için yaşadıkları yetmiş beş yılı,

buruş buruş

              ve morarmış titrek elleriyle

patatesle doldurarak yırtık bir çuvalı

                                                  başladılar güne.

Bir kat yatak

ve üç günlük yiyecek alarak;

iki inek

ve her biri iki yüz seksen kiloluk iki domuzu canlı canlı terk ederek,

dört ailenin bindiği bir kamyonla

ve vücutlarındaki bilmem kaç “küri” radyasyonla

                                                                    koyuldular yola.

İçlerinden biri,

“canlı bir reaktör modeli” olarak santralı;

“Aptal bir kafa

ve bu kafaya aptalca takılan şapka!” olarak niteledi.

Bir diğeri,

“Değer miydi!” dedi

                         iç geçirerek.

Victor,

arkadaşlarının gözünde

iflah olmaz bir çılgın ve de bir deliydi:

Çernobil faciasından sonra

canlı reaktör modeliydi, öldü!..

                                                                                                      

Volodymir

altı ay önce işe başladığında

üç aylık evliydi:

Olup biteni anladığında

canlı reaktör modeliydi, öldü!..

 

Andrei

ve sarışın yeşil gözlü karısı aslen Kievliydi:

Alçak gönüllü, sevecen ve doğru sözlü

canlı reaktör modeliydi, öldü!..

 

Künyesi kayıp.

Arayıp durdular günlerce,

kimse bilemedi nereliydi?

Bulunduğunda canlı reaktör modeliydi, öldü!..           

 

Sağlamlığı sınanan tahtalar

                                       birer birer kurşunla kaplandılar.

Her bir  reaktör modeli,

defnedildi

            yağışlı bir günde:

Kurşun kaplı tabutlar

ve gözü yaşlı bulutlar eşliğinde.

                                                                                                                        

Düz ovada;

gelin bir kız gibi süzgün, kayan bir Yıldız gibi aceleci

ve bu şiiri okuyan siz gibi üzgün akardı Volga.

Volga’ya yakın bir köyde bir kız yaşardı: Rençberin kızı, Olga

ve daha doğmamıştı:

Rahmindeydi beş aydır anasının

                                              Çernobil olayı olduğunda.

Şu anda üç yaşında ve dört mevsimi

topu topu üç kez yaşadı hayatında.

Hastalandı ve tanı koydu doktorlar: Rahim kanseri!

Vahim ve serseri

radyasyonla oluşan rahim kanseri!..

Olga yaşasa bile, 

üretken organ

                 doğurgan

                         olamayacak!

Gelecekte

ana ve nine olacak “model kadın,”

hadım edildi nükleer enerjiyle!

 

Sanırım sizler için sıradan;

fakat biz yaşamdan koparılanlar için

zor ve  dayanılmaz 72 ay geçti aradan. 

Her ayı yıl kadar uzun

ve

her günü yeni bir ölüme

                                 gebe

                                      72 ay!

Rençberin kızı Olga,

yumdu yaşama gözlerini

                                 bir salı günü Ay dolunay olduğunda.

Kontrol edildi cesedi gaygerle onlarca kez;

onlarca kez farklı çıktı sonuç:

Bıktı kontrol edenler

ve kurşun kaplı tabutla

defnettiler

             Volga yanındaki koruluğa.

 

Radyasyonla kararırken Dünya adlı gezegen,

binlerce kelebek

                   kanatlandı

                              “gelecek”

göremediği için Çernobil’den:

Bir kanadında kurşun

bir kanadında sezyum.


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam1
Toplam Ziyaret30528
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.51533.5294
Euro4.12214.1386
Hava Durumu
Anlık
Yarın
21° 31° 19°
Saat