• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Aynamdaki Şiirler

Dr.Salim Çelebi

Site Menüsü
Site Haritası
Takvim

UMUDA ÖFKE-2009

Umuda öfke dedik bu seneki anma şiirimizin adına: Umuda Öfke.

 

“Ey yüreğimin onmaz acıları 

Ey beynimin dinmez sancıları;
Suç ne bende, ne de sende
Ne de olsa yurttaşımsın!
Kapalı da olsa tüm vicdan kapıları yüzüme
Bilmelisin bir yerin var can evimde.”
diyen

                                                     Aziz Nesin için umuda öfke!

 

“Bak saçlarım beyazlandı

Aşkın ile sinem yandı;

Akarsuyum kimim kaldı

Yakma beni öldürürsün!” nidalarıyla

                                             Muhlis Akarsu için umuda öfke!

 

 “Yalan olur sevmedim dersem
Ama yolcu yolunda gerek
Ey ömrümün uğuldayan durağı;
Yanlış hesaptan dönerek
‘Ben’li günlerini sil istersen
Geriye sen kaldın işte.”
haykırışlarıyla

                                         Metin Altıok için umuda öfke!

 

“İlimi sorarsan köyümdür Banaz
Yakılsın yıkılsın ol kanlı Sivas;
Bir ben ölmeyinen cihan yıkılmaz
Açılın zindanlar pîre gidelim .”
diyen

                                               Pir Sultan için umuda öfke !

 

“Yalnızlar, yalnızlar;
karanlıkta nakış işliyor kızlar.”
saptamasıyla,

                                                 yakılan Dr. Behçet Aysan için umuda öfke!

 

Umuda öfke

sevdası için barışın;

uğruna can verdiğimiz 19 yaşın

dinmeyen hıçkırıkları için umuda öfke!

Umuda öfke tüm dilsizler için;

sizler için umuda öfke!

                        

UMUDA ÖFKE!  (DESTAN-I MADIMAK)

 

Kişnerdi yaylaklarında küheylanlar.

Analar, kızlar, oğlanlar

yemlik toplardı, hardal toplardı;

toplardı madımak.

Kimi lastik ayakkabılı

kimi

çıkarmaya çalışırdı ayağına batan dikeni: Yalınayak!

Ve Alevi’si ve Sünni’si

ve Ermeni’si ve Süryani’si

ve daha daha nicesi;

yan yanaydı, diz dize.

Birlikte uğurlanırdı yaşı gelen oğlanlar askere

birlikte kutlanırdı alınan teskere.

Kınalar yakılırdı gelin olacak kızın on parmağına.

On ayrı kökenden,

                  on ayrı inançtan,

                                   on ayrı el;

koyardı gelinin başına duvağı hep beraber.

Birlik vardı.

Birlikte dirlik vardı.             

İnsandı ortak paydaları,

insandı ortak adları.

Sözde birlik

özde birlik gerektirirdi;

şaha kalkardı

                beraberlik.

 

Dağ başlarında kuruluydu köyleri,

dağların doruğunda.

Kin saçmaz ekin tarlasına,

anımsardı bellekleri

yapılanlar sorulduğunda...

“İncinsen de incitme.” diye düşündürürlerdi.

Taş atarak değil, darağacındaki Pir Sultana

                                   kırmızı karanfil atarak öldürürlerdi.

“Ben hakkım” der, işkence görürlerdi

ve af dilerlerdi işkenceciler için Yaradan’dan:

                                                  Hallacı Mansur misali.

Sivas’ta Madımak,

                  Maraş’ta kan,

                             Çorumda ölüm olsa da hoşgörülerinin timsali!

 

 

Sivas’a

20 km. uzakta otururdu 80lik Sevgi Nine;

euzü besmele çekti o an

ve kaygıyla seslendi yanındakine:

“Çocuklar, bakın doğuya.

Sanki birden karardı o yan;

‘Uyan Sevgi!’ diyor içimden bir ses; uyan!

Buluta da benzemiyor;

                           parça parça olur bulutlar;

yağmur mevsimi de değildir temmuz;

burnumda yanık kokusu var!

Közlenen et yanığı

kaplamaz inşallah ortalığı!”

Çocuklar afallar!..

İç çekerek derinden,

                 karayağız olanı fırlar  yerinden:

                                                        Koşar, koşar, koşar.

Çığlıklar çınlatır kulağını her adım başı.

Kaygılanır:

          Sabah erkenden şenliklere gitmiştir can yoldaşı.

Durur, dinler.

“Yapma, etme;

gözlerime bak

             kendini göreceksin derinliklerinde: Göremiyorsan, yak!

Yapma, etme;

             gözlerime bak

                   13 yaşına bastım beş gün önce:

                                                Büyüyeceğim, ölüm bana çok uzak.

Yapma, etme;

gözlerime bak

            aydınlanırsın ferinde: İnsan, kurar mı insana tuzak?”

 

 

Yeniden koşmaya başlar karayağız oğlan.

İvezler kol gezer havada;

                                 sokamazlar.

İvezler:

“Yalnızlık senin o konuşkan kuşun
Kırk kapıdan geçmiş, kırk kilitten;
yaralı, dili lâl, kanadı kırık
vurulmuş başında bir yokuşun.”

                                           derler

                                            BEÇET AYSAN’IN diliyle.

Sessizleşir çığlıklar

yaklaştıkça Sivas’a.

Bir elinde bohça bir elinde asâ;

başı sarılı, yüzü yanık,

kirpikleri ütülmüş bir dedeyle

                              göz göze gelirler bir anlık.

Cebinden bir kitap çıkarır,

uzatır Dede.

Üzerinde:

“Eli öpülesi Ali Emmiye,

saygı ve sevgilerimle.” yazmaktadır.

Rasgele açar bir sayfasını:

“Ölüm de vardır yaşadığımız her şeyde.
Bir bardak çatlarsa durduğu yerde
Bir aşk ansızın biterse,
Ayna kırılırsa yüzünle birlikte
Zamanıdır konuşmanın ölümden.
Bir çiçek olağanüstü güzellikte
Açıvermişse bir sabah,
Bir topal aksamadan yürümüşse
Hadi gel ölümden konuşalım:
Yüzünü al basmış hasetçiden
Ve onun elindeki kuru değnek bile
Filizlenir sevgimizden.”

                                diye haykırır Metin Altıok.

 

Yüreği ayaklarına uyar,

daha da hızlı koşmaya başlar

                                    karayağız oğlan.

Dedesi canlanır gözlerinde

ve Gazi  madalyalı dedesinin son sözlerini anımsar:

“Gel.

Korkutmasın seni hiçbir engel;

kızıllaşacaktır tan

                     beynimde yatan

                                   aydınlık düşünceyle.

Yüzün ayın on dördü kadar güzel.

                                                     Gel.

Sevgi olsun kanatların, yücel;

dökülsün kahrından 

                          kahpe karanlığın saçı tel tel.

                                                                    Gel.

Dinecektir gözlerindeki sel;

sevdan başım üstüne;

                          dostluğun bir ömre bedel.

                                                             Gel.

Bilir destanımızı yedi düvel;

kanımızla sulanmıştı Çanakkale.

'Burası Huştur

yolu yokuştur.'

dememiş miydik Yemen Çöllerinde hep beraber?

                                                                         Gel,

                                                                             yeter ki gel.

Nasıl da uç uca eklenmiş

nasıl da kenetlenmiştik

                              yurdumuz için!

Unuttun mu?

Sarı sıcak yükselirken perde perde;

vurulmadan önce

ben içmiştim yarım kalan sigaranı siperde.

Sen sarmıştın yaramı.

Kan yerine geçerdi su,

kuru bir dilim ekmekle ödüllendirirdik

                                           Saka Memiş’i çağıranı…

Ben yazma bilmezdim, sen okuma;

‘Merak etmeyin, Hüseyin sağ’

diye mektup yazmıştın yavukluma.

Anımsa.

Şarapnelle kolu kopan

                         Şırnaklı Maho eğer sağsa,

                                                     mutlaka hatırlar:

Aleve tutardık giysilerimizi:

Kurşun yarasından daha beterdi

pirelerin ısırdığı kaşıntılar.

                                      Gel...”

 

Hani, anasını bekler ya yuvasında minik bir serçe;

hani, karanlığıyla korku salar, ürkütür ya gece;

hani, göz kırpar ya gökteki yıldız,

                                    çırpınır ya sudan çıkan balık;

son sözü sorulur ya darağacındaki insana;

bir şeyler,

işte öyle bir şeyler oldu Sivas’a varınca karayağız oğlana:

“Toprak, eşit davranır ekine.

Ateş, yakmaya çalışır her şeyi.

Balık ayrımı yapmaz deniz,

kum, vakum gibi emer yeşili.

En büyük feri sunar atmosfer;

fakat kahrolası karanlık düşünce ölümden de beter!”

                                                                  dedi içinden.

 

“Ey halk,

kalk!” diyor dost bir şair.

Ey halk, bak diyorum ben;

insanlık tarihini süsleyen

                               şu üç portreye:

Üç çınar.

Hasretine türküler yaktığım Ali,

sevdasına severek baktığım Hacıbektaş Veli

ve barışın sembolü Mustafa Kemal.

Sen,

aynı yolun yolcusu kara gözlüm,

nakşet kafana:

Barıştan yana üçü de

                        üçü de mazlum.

“Barış” dedi Ali,

“Çağdaşlık” dedi Mustafa Kemal,

“Sevgi” dedi Hacı Bektaş-i Veli.

“Madımak!” de;

asılır suratları

susar üçü de.

Hüzünle kaplanır engin bakışları,

çatılır kaşları

ve derler ki:

“O Yurt sizin.

Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı;

Arnavut’u, Ermeni’si, Süryani’si

                                    ve daha daha nicesi...

O dünya hepinizin.

Yaşanılası bir yurt bıraktık size

                                         yedi iklimi vardır;

sahip çıkın özgür kimliğinize,

                               aşacağınız onlarca dert vardır;

söz geçirin benliğinize,

                           kuzu postuna bürünen kurt vardır.

Kuzeyli, güneyli, batılı, doğulu, ey insanoğlu;

şunu iyi bil:

Yitirdiğimiz dinozorla

iyi geçinirdi nesli tükenmekte olan fil!

Tavşana kaç, tazıya tut demeyin;

bir sarkaç gibi salınarak,

sizden farklıdır diye

ötekileri öğütmeyin.

Sivas,

tarihe kazınmış kara bir yas: Sakın unutmayın!”

 

Karayağız oğlan,

solan bir yüzle

üç gün sonra döndü köyüne:

Sırtında yanık bir cenaze

ve yüreğinde umuda öfke.

Anasını emmedi o gün kuzular.

Tuhaf tuhaf ötmeye başladı  kuşlar.

Kül basmıştı ortalığı,

çıkmadı yuvasından o gün leylek.

Bir ses duyuldu o an

                       otuz yedi kişilik korodan

                                                       gürleyerek:

Hasan Hüseyin’le dile geldi Pir Sultan.

 

“Bak şu bebelerin güzelliğine...
kaşı destan
gözü destan
elleri kan içinde!

Kör olasın demiyorum
kör olma da
gör beni!

Damda birlikte yatmışız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
san kendimizi gütmüşüz.

Hor baktık mı karıncaya?
Kırdık mı kanadını serçenin?
Vurduk mu karacanın yavrulusunu?
Ya, nasıl kıyarız insana!

Sen olmasan öldürmek ne
çürümek ne zindanlarda
özlem ne ayrılık ne;
yokluk ne yoksulluk ne
ilenmek ne dilenmek ne
işsiz güçsüz dolanmak ne?

Gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı,
koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yaşamak ne?

Kahrolasın demiyorum
kahrolma da
gör beni!

Kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bugüne!

Ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne!

Ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz:
Beni vurmak kurtuluş mu ?

Kör olasın demiyorum
kör olma da
gör beni!”

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam1
Toplam Ziyaret30036
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.49753.5116
Euro3.90723.9229
Hava Durumu
Anlık
Yarın
19° 30° 14°
Saat